HİNDİSTAN-KERALA III
Alappuzha(Aleppey)
Özet: Plajda yüzdük, şimdi tekne turuna gidiyoruz
Varkala'dan bindiğimiz trenden Kollam’da inince hemen bir rikşaya atlayıp Boat Jetty denen iskeleye gittik.
Şehirde öğlen saatleri olmasına karşın bütün dükkanlar kapalı. Varkala'da inanmayıp rikşacıyla kavga ettiğim bu grev işi ciddi galiba.
Jetty’de otobüs yazıhanesi gibi bir sürü Houseboat acentası var. Biz ilk önce en büyüğüne girdik. Dükkanın sahibi Ajay pek muhabbetliydi, bize bir sürü opsiyon sundu.
En ilginci bu gece iskeledeki bungalowlarında yatıp ertesi sabah 8 saatlik feribot yolculuğu ile Aleppey kentine geçmek, orada da yine acentasına ait bungalowlarda bir gece geçirip sabah houseboat ile 24 saatlik tura çıkmaktı (iki kişilik paket 7000 rupi, yaklaşık 175 USD). Bir de yarın sabah iki odalı bir tekne ile iki günlük tura çıkacak iki İngiliz kızla aynı tekneyi paylaşma teklifi vardı(2 gece 6750 r).
Bungalowlarda yemek yiyen kızlarla tanıştık, pek sünepelerdi, olmaz dedik.
Kolam ve Aleppey kentleri büyük bir gölün kuzey ve güney uçlarında yeralıyor. İkisinden de Houseboat turları yapılıyor, ama esas merkez Aleppey.
İngiliz kızlar fazla tekne olmadığı için kanallar daha tenha olur diye Kollam’ı tercih etmişler.
Ajay kendisinden bilet almayacağımızı söylediğimde süper tüccar havası ile hiç üzülmediğini, zira hayır kelimesinin yeni olasılıklar anlamına geldiğini söyledi. ( No problem sir, NO means “new opportunities” dedi).
Ajay’e grevin nedenini sordum, benzinin litresinin 45 rupiden 47 rupiye çıkması imiş!
Trenin kalkmasına 1.5 saat olduğundan şehirde gördüğümüz tek açık yer olan istasyonun karşısındaki Railview Otelin restoranına girdik. Kerala usulü tavuk ve beef noodle söyledik. Lokanta çizi reklamlarındaki gibi, şef garson dut gibi sarhoş, kısıtlı zekalı komi de bahşiş almak için ikidebir masadaki suyu alıyor yenisini koyuyor, peçeteyi değiştiriyor.
Restoranda bizden başka orta yaşlı bir çift daha vardı. Floransa’da organik çiftçilik yapıyorlarmış. "Nedir Hindistan'da durum?" diye sorduk.
Feciymiş, çok ilaç kullanıyorlarmış.
Tren vaktinde geldi ama yolda epey rötar yaptı,
Tren boş olunca yolda uyudum. Hava kararmak üzereyken Aleppey’e (Alappuzha) vardık.
Komalas Otel güleryüzlü personeli, ve temiz konforlu odalarıyla yorgunluğumuzu biraz aldı(450r).
Otelden çıkıp biraz dolaştık, muz, ananas ve mandalina aldık. Aleppey kenti aynen Amsterdam, tüm şehir kanallar üzerine kurulmuş.
Kanallarda tekneler işliyor, köprüler, suya sarkan büyük ağaçlar var. Karanlıkta kanal bazı yerlerde yemyeşil görünüyor, çimen mi su nilüferi mi tam seçemedim (Sonradan gördüm, değişik lilla çiçekli bir nilüfermiş)
Sabah 9'da kalkıp Neşe’yi odada bırakarak bir rikşayla iskeleye gittim. Teknelerden inenler dağılıyorlardı, bir ikisine memnun kalıp kalmadıklarını sordum, hepsi çok memnundu, biri 10 000 rupi verdiğinden şikayet etti
Komisyoncu paranın tamamını istedi, ben de soğukkanlı bir tavırla prensip olarak iş bitmeden bütün parayı vermeyeceğimi söyledim. Adam benden daha soğukkanlı bir tavırla burada işlerin böyle yürüdüğünü, paranın tamamını vermeden teknenin kalkmayacağını söyledi.
(Aslında itiraf etmem gerekirse bana kalsa ben bu tekne gezisini hayatta yapmazdım, zira fiyatın- en azından Hindistan için, fahişliğinin yanı sıra adamların burunlarından kıl aldırmaz tavrından hiç hoşlanmadım. Gelgör ki Neşe yılların tecrübesi ile benim bu işten cayacağımı hissettiğinden bir haftadır söz üstüne söz aldı, iyi ki de almış)
Saat 11 gibi demir aldık, hemen hemen bütün tekneler aynı anda kalkıyorlar zaten. Önce ana kanaldan epeyce gittik.
Kanalın yanında çok güzel bahçe içinde bungalovlar vardı, turistler ağaçların arasına gerilmiş hamaklarda huzur içinde kitap okuyorlardı.
Burası kara yolu ile Aleppey’e en fazla 2-3 km mesafede olsa gerek. Dönüşte bakmaya karar verdik.
Kaptan önde, güneşten korunmak için elinde şemsiye ile tekneyi kullanıyor. Bizi rahatsız etmemek için hiç arkasına dönmüyor.
Öğle yemeğini kaçta almak istediğimizi sordular, 2 gibi dedik.
Saat 2 de tekneyi bir ağacın gölgesine bağlayıp Kingfish tava (kıyıdayken ne yemek istediğimizi sormuşlardı, balık demiştik) yanında çeşitli sebzeli yemekler ve salatadan oluşan yemeği yemek masasında hazırladılar.
Yemek sonrası tekrar yola koyulup kanallarda gezdik. Kah DVD sisteminden oynak Bollywood müzikleri dinledik, kah müziği kapatıp kuş seslerini.
Kanalların kıyılarında pek çok köy var.
erkekler kanolarla ağ atıyor, balık tutuyor.
Biz de bir köye yanaştık, yanaştığımız yere bakılırsa bizden buradaki büyük kiliseyi ziyaret etmemiz bekleniyor. (Sakallının arkasındaki bizim tekne)
Biz köyün için doğru yürüdük, begonvillerle fotoğraf çekildik.
Hemen tamamen kıyıya dizilmiş tek sıra evden oluşmuş, çok sakin ve küçücük bir köy.
Bizden başka bir iki tekne daha vardı.
(Buranın sosyalist bir eyalet olduğunu hatırlatayım, bazı okuma salonlarında kocaman Che duvar resimleri bile var. Yazının başındaki fotoğrafta da görüldüğü gibi her köşede orak-çekiçe rastlamak mümkün.)
Köylü çocuklar kano servislerle okula gidiyorlar.
Köyün iskelesinde yaşlılar aylak oturuyorlardı, fotoğraflarını çekme isteğime hiç tepki vermediler.
Kocaman bir ağaç bahçenin köşesini kaplıyordu.
Anladığımıza göre epeyce eski bir kiliseymiş.
Tekneye binip açıldık, kanallarda dolaşmaya devam ettik.
Akşamüstü güneş daha tam batmadan ıssız bir yerde kaptan kıyıya yanaşıp park etmeye kalkınca itiraz ettim. Güneş battıktan sonra balıkçılar ağ atıyorlarmış, bu nedenle kanallarda dolaşmak yasakmış.
“İyi de daha güneş batmadı” diye parayı peşin vermiş adam ezikliğiyle itiraz ettim.
Üçü toplandılar epey düşündükten sonra tekrar açılmaya karar verdiler. Güneş batana kadar kanalda dolaştık, fotoğraf çektim, güneş batınca kıyıya yanaştık.
Mürettebat arka tarafta kayboldu, biz de yüzümüzü batan güneşe çevirip ilk biraları açtık, süper bir ortam oldu,
Issız bir ırmak kıyısı, şahane manzara , kuş sesleri içinde hava kararana kadar kitap okumaya devam ettik.
Hava kararınca sofrayı kurdurduk, yine balık ve benzeri mezelerle biraları götürdük.
Yemeğin üzerine bir kadeh de cin içince deliksiz uyuma kıvamına geldim.
Gece oda ve yatak çok rahattı, hayatımda bu kadar çok kuş sesi içinde uyumamıştım ama o kadar içince sabaha karşı dilim damağım kurudu.
Keşke yudum yudum ağzımı ıslatsaymışım. Sabah kadar rüyamda kuşları ve su şişelerini gördüm.
Sabah 7 de motorun çalışmasıyla uyanıp bir duş yapıp dışarı fırladım.
Manzara çok etkileyiciydi.
Suyun yüzeyi çarşaf gibi dümdüz, hafif puslu havada kenardaki ağaç ve evlerin yansımalarıyla kaplıydı. Sabah için önce termosta masala çayı(baharatlı sütlü çay) getirdiler.
Güneş yükselene dek sürekli fotoğraf çektim.
Güneş yükselince kahvaltıyı istedik. Omlet ve marmelatla iki termos daha çay içtik.
Dönüşte kanallardaki pek çok ördek çiftliğinden birinin yanından geçtik.
Saat 9 gibi iskeleye yanaştık. İçtiğimiz kahveler vs için para istemediler, ben de 100 rupi bahşiş verdim, bir de müşteri memnuniyeti anket formu doldurdum.
Mürettebat aylık 2000 rupiye (50 dolar) çalışıyormuş, ve neredeyse her gece teknede yatıyorlarmış (Allah’tan biri dışında evli değillermiş).
Tabi bu fiyata çalışan insanların yanında gecelik 120 dolara tekne kiralamak biraz utandırıcı ama napalım, bu da bizim hayat tarzımız sayılmaz, bir seferlik lüksümüz. Sürekli böyle yaşayanlar utansın.
İyi dileklerle ayrılıp çantaları rikşaya yükledik, Komalas Otele döndük, çantaları bıraktık.
(Dün çıkarken sorunca çantaları bırakabileceğimizi söylemişlerdi.)
Aleppey gerçekten güzel bir kent, iki ana kanal şehri boydan boya kesiyor. Amsterdam gibi kanalda gezen dolmuşlar, gezi tekneleri (tabi kalitede biraz fark var), kayıklar mevcut.
Keralada taksiler hep aynı beyaz Fiat olmakla birlikte burada taksiciler de bembeyazdı.
Bir de küçük kanalları gezelim dedik, kürekli kanoların saati 150 rupi imiş, istediğin kadar kiralanabiliyormuş. Biz iki saat yeter diye düşündük, 250 rupiye anlaştık.
Fış fış kürekle epey yavaş hareket edildiğinden ancak 45 dakikada şehirden çıkıp dar kanalların ağzına vardık. Büyük houseboat’ların giremediği bu kanallar gerçekten etkileyici idi.
Naylon torbaya koyup sürekli sulayarak İzmir’e kadar getirdim, tatlı su dolu leğende yaşatmaya çalıştım, ama vatan hasretinden çürüdü gitti.
Evlerin arasındaki sokaklar hatta bahçeler gibi kullanılan bu kanalların bazılarının ağzına ip çekmişler, içeri sokmuyorlar. Başımızın üzerine sarkan dallarla köylülerin çamaşır yıkamalarını, günlük hayatlarını bu kez yakından izledik.
2 saatlik tur bitip de karaya çıkınca kanallara ve suya doymuş olarak dün tekneden gördüğümüz kanal kıyısı otellere gitmekten vaz geçtik, Cochin’e otobüs sorduk. Otobüsler yarım saatte bir kalkıyormuş, ama pek konforlu değildi,
Bu nedenle oraya özgü daha açık renkli, kalın kıvrık kabuktan ziyade ince kıymık şeklinde ve daha tatlı bir tarçın çeşidi dışında baharat almadık.Otelden çantaları alıp bir rikşaya atladık, "istasyona çek ama önce plaja" dedik. Yol üzerindeki plajı gelirken şehre gece vardığımızdan pek görememiştik, ama o satte de yemek büfeleriyle piyasasıyla oldukça canlı bir yere benziyordu. Güzel sakin bir plajmış, üstelik dalgasızdı! Rehberlerde methedilen şehir parkında da durduk, ama gündüz vakti kimse yoktu.
Biz de bu dostluk gösterisine 200 gram Tadım beyaz nohutla karşılık verdik. İyi dileklerle evden ayrılıp istasyona geldik.
Neşe muz yaprağında satılan pilavdan yememe karşı çıktı, inince yeriz dedi.






































































































